SON DAKİKA

Yurthaber61 Trabzon ve Türkiye Haberleri
hasan yucelen kıprısda Av

BENİM TÜRKİYE DÜŞMANI OLARAK TANITILMAM AKIL ALMAZ”

BENİM TÜRKİYE DÜŞMANI OLARAK TANITILMAM AKIL ALMAZ”
Bu haber 12 Eylül 2020 - 20:00 'de eklendi ve 316 views kez görüntülendi.
Sosyal Medya'da Paylaş

Cumhurbaşkanı ve bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Mustafa Akıncı, 11 Ekim seçimlerinden sonra garantör ülkelerle beşli gayri resmi konferans düzenleneceğini söyledi.

Mustafa Akıncı, T24’te Metin Kaan Kurtuluş’un sorularını cevapladı.

“Çözüm umudu zayıfladı mı?” sorusuna Akıncı, “Kıbrıs’ta bundan sonraki sürecin nasıl evrileceğini bu beşli gayri resmi konferans ortaya koyacak” yanıtını verdi.

“2015 yılında ben göreve geldiğim zaman bir çözüme ulaşılması için tüm gücümle uğraş verdim. Bunu dost düşman herkes gördü. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği camiası ve en önemlisi Kıbrıs’taki kamuoyu, Türkü ile Rum’u ile herkes gördü” diyen Akıncı, Kıbrıslı Türklerin 2004 yılında Annan Planı’na karşı ortaya koyduğu tutumuyla da Kıbrıs’ta çözümü isteyen taraf olduğunu hatırlattı.

Akıncı yanıtını şöle sürdürdü:

“Benim dönemimde Crans Montana’ya kadar getirdiğimiz süreç 1960’lı yıllardan bu yana garantörlerin de dahil olabildiği beşli bir konferans aşamasına kadar ulaştı ve BM Genel Sekreteri’nin deyimiyle aslında Crans Montana’da tarihi bir fırsat yitirildi. Bence de çözüme ramak kaldığımız bir noktaydı. Ancak seçim kaygısıyla Kıbrıslı Rum lider atılması gereken son adımlarda  gerekeni yapamadı. Aslında Kıbrıs’la ilgili şunu söylemek mümkündür, Kıbrıs’ta artık uzun uzadıya müzakere edilecek çok fazla bir şey kalmadı. Kıbrıs’ta gerekli olan tüm tarafların siyasi bir irade ortaya koyabilmeleri, kararlılıkla davranabilmeleri ve herkesin kolektif bir anlayışla çözüm çabasına yardımcı olma ihtiyacıdır. Biz Kıbrıs’ta hangi noktadayız şimdi; Kasım ayında geçen yıl Berlin’de bir toplantı yaptık Sayın Guterres’in çağrısıyla. Ben ve Rum lider Sayın Anastasiadis’le bir araya geldik. Orada diyebilirim ki taşlar yeniden yerine oturdu. Orada Genel Sekreterin de bizlere bir taahhüdü var. Kıbrıs’taki seçimlerden sonra gayriresmi beşli bir konferansın toplanması için girişimde bulunacak Sayın Genel Sekreter. Seçimlerimiz tabii Nisan ayındaydı şimdi Ekim’e  kaldı. 11 Ekim’deki seçimlerden sonra Sayın Genel Sekreter garantörlerle, yani Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık ve Kıbrıs’ın iki tarafıyla konuşarak gayri resmi beşli bir konferansa çağıracak. Neden gayri resmi? Çünkü Kıbrıs’ta nihai aşamaya doğru yol alabilmek için bazı konuların çok daha net hale gelmesi lazım. Özellikle Rum tarafının siyasi eşitlikle ilgili konumunu daha fazla netleştirmesini istiyoruz. O nedenle çok büyük bir ihtimalle pandemi koşullarını da dikkate alarak Sayın Genel Sekreter 11 Ekim sonrası bir tarihte beşli konferansla ilgili düğmeye basacak. Haliyle bugün içinde bulunduğumuz koşullarda seçimlerin bitmesi ve böylesi bir beşli konferansın gayri resmi de olsa toplanmasını ön görebiliriz. Kıbrıs’ta bundan sonraki sürecin nasıl evrileceğini bu beşli gayri resmi konferans ortaya koyacak.

Rum tarafıyla ilgili bütün dünyanın hayal kırıklıkları yaşadığınıı kaydeden Akıncı, “ama gerçekçi olarak Kıbrıs’a baktığımız zaman Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm mümkün, onun gerçekçi değerlendirmesini yaptığımızda elimizde çok fazla alternatif olmadığını görüyoruz. Yani Kıbrıs’ta tek devlet derken aslında Kıbrıs’ta federatif bir yapılanmadan bahsediyoruz. Uluslararası kimlik bakımından; yani BM’de temsiliyet, Avrupa Birliği’nde temsiliyet bakımından tek bir yapılanma söz konusu olabilir ama Kıbrıs’ın kendi içinde zaten iki devletli bir yapı olacak” dedi.

Akıncı şu ifadeleri kullandı:

“Siyaseten birbirine eşdeğer, birbirine eşit iki kurucu devletten bahsediyoruz. Ve bunların yetkilerinin mümkün oranda fazla olması yönünde Kıbrıs Türk tarafının öteden beri var olan bir arayışı var. Crans Montana’dan sonraki süreçte Rum tarafında da bu yönde bir eğilim belirdi, onlar da gevşek federasyon ya da desantralize federasyon gibi terimler kullanmaya başladılar. Bu öteden beri bizim istediğimiz bir şeydi o nedenle Kıbrıs’ta polisi ayrı, mahkemeleri ayrı, kendi yerel hükümeti olan, meclisi olan, sağlığını, eğitimini, her şeyini, sporunu kendi yöneten, bayındırlığını kendi yöneten bir yapıdan bahsediyoruz. Ama bunun yanında da dış politikada Avrupa Birliği içinde olunacağı için tek para biriminin geçerli olacağı, belki tek Merkez Bankası’nın olacağı bir yapılanmadan söz ediyoruz. Dolayısıyla bilinen tipte bir üniter tek devletten bahsedilmiyor zaten Kıbrıs’ta. Bu mümkün değil. Dolayısıyla siyaseten birbirine eşit iki kurucu devletli federatif bir yapılanmadan söz ediyoruz. Benim görebildiğim Birleşmiş Milletler parametrelerine uygun tek mümkün çözüm bu. Bunun dışında iki devletli yapıdan bahsederken eğer tamamen birbirinden bağımsız, tamamen dünya devletleri tarafından tanınan iki ayrı devletten bahsediyorsak burada gerçekçi olmamız lazım, bunu ben sıklıkla dile getirdim yine  getirmekte sıkıntı yok, Türkiye bizi tanıyan tek devlettir dünya üzerinde. Maalesef BM Güvenlik Konseyi kararları KKTC’nin tanınmaması yönünde. KKTC 1983’te ilan edildi. Aradan bunca yıl geçti ne İslam devletlerinden – ki İslam İşbirliği Teşkilatı’nda gözlemci üyedir KKTC- ne Türki Cumhuriyetlerinden herhangi tanıma yönünde bir işaret bugüne kadar maalesef alamadık. Türkiye tanıyor bu devleti ama düşünün bu devletle dostluk maçı bile yapamıyor. Çünkü eğer takımlarını buraya göndermeye kalksa UEFA’dan, FIFA’dan ceza görecek. Bir tarihte GKRY’de bir Rum takımı Beşiktaş’la eşleşti, onlar İstanbul’a maç yapmaya gitmediler ve ciddi cezalara uğradılar. Bunu bilen Türk takımları da Rum takımlarıyla eşleştiklerinde Larnaka Havaalanı’na; Ercan’a da değil Larnaka Havaalanı’na giderek onlarla maçlarını yapıyorlar.

Yanlış anlaşılmasın ben niye bu maçlar yapılıyor sorgulaması içinde değilim. Ama Kıbrıs Türk gençlerinin de uluslararası arenada maç yapma hakları var, ben bunun arayışı içindeyim. Bunu da anca biz bir çözümle elde edebiliriz. Yoksa Türk takımları geldiğinde benim gençlerim sadece tribünlerde o maçı izleyebiliyorlar. Yani Türk gençleri sahada olacak, yabancılar sahada olacak, Rumlar sahada olacak  ama Kıbrıslı Türk gençler uluslararası arenada sadece  tribünlerde oturacaklar… Bu adil değil. O nedenle bunu sağlayabilmek için biz mümkün olan çözümü zorlamaya devam etmeliyiz. Yapmamız gereken budur. Rum tarafı artık öyle bir noktaya geldi ki gerek Crans Montana gerekse ardından Berlin’de taşların yerine oturtulmasıyla ve Genel Sekreter’in “artık bu tarihi fırsatın bir daha yitirilmemesi gerekir” anlayışıyla bizlere yardımcı olma yönündeki istekliliği çerçevesinde Rum tarafının da artık bir çözümden kolay kolay kaçabileceğini ben düşünmüyorum. Bizimle siyasi eşitlik yönünde var olan önyargılarını açmalarına elbette üçüncü taraflar da yardımcı olmalıdır. Ben yürüttüğüm temaslarda bütün yabancı devletlerin temsilcilerine, BM’ye, AB’ye hep bu yönde mesajlar veriyorum. Kıbrıs’ta bir çözüm tüm ilgili tarafların yararınadır. Sadece Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların değil, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın da yararınadır. Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesine Kıbrıs’ta bir çözüm ciddi katkı yapar. Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerine Kıbrıs’ta bir çözüm ciddi katkı yapar ve en önemlisi son günlerin güncel olayı Doğu Akdeniz’deki gerginliklerin giderilmesi yönünde de öyle inanıyorum ki Kıbrıs’ta bir çözümün çok ciddi katkıları olur”.

Avrupa Birliği’nin, Kıbrıs’ta sorunu çözülmemiş ve bölünmüş durumda olan bir adayı üye yapmak suretiyle ciddi bir hata yaptığını söyleyen Mustafa Akıncı, bu noktaya gelişte vaktiyle izlenen yanlış siyasetlerin de rolü olduğunu belirtti.

Akıncı sözlerine şöyle devam etti:

“Annan Planı görüşmeleri sırasında, ilk aşamada daha Rumların üyeliği gerçekleşmemişken referandumda iki soru söz konusu idi. Eğer o günlerde referandum yapılabilseydi sorulardan bir tanesi “ Kıbrıs’ta çözüm istiyor musunuz?” eğer evetse, “AB üyeliğini istiyor musunuz?” Ama 2004 Nisan ayına gelindiğinde maalesef sorular ikiden bire indi çünkü Rumların üyeliği zaten gerçekleşmişti. Sadece Kıbrıs’ta çözüm isteyip istemediği soruldu referandumda. Rumlar da AB’ye girmiş olmanın rahatlığı içerisinde ve o dönem ki liderleri Tasos Papadopulos’un kendilerine   “ Merak etmeyiniz artık AB üyesiyiz, o nedenle AB içerisinde biz çok daha iyi koşullarda bir çözüm elde edeceğiz.” Mesajını vermesi ve inandırıcı olması nedeniyle Rumlar yüzde 76 oranında hayır oyu verdiler. Tabii bu yanlış bir stratejiydi çünkü aradan 16 yıl geçti koşullar daha iyiye gitmedi Kıbrıs’ta. Rumlar açısından da gelinen noktada 2004’e göre çok daha iyi koşullarda bir çözüm elde edebilecekleri umudu yoktur kanaatindeyim. Tam tersine bölünmüşlüğün perçinlendiğini gözlemledik bu süre içerisinde ve gerginliklerin arttığını gözlemledik. Doğu Akdeniz’de sıkıntıların büyüdüğünü gözlemledik. O nedenle eğer bu yönde devam edilecekse ve kapımızı çalacağına inandığım, bizim seçimlerimizden sonraki fırsat yine Rumlar  tarafından değerlendirilmezse,  o takdirde elde edecekleri sonuç bölünmüş bir Kıbrıs olacaktır. Görünen budur.

O nedenle temenni ediyorum ki AB olsun, BM olsun ama en başta Rumlar kapımızı çalacağına inandığım yeni fırsatı çok iyi şekilde değerlendirsinler. AB kendi içine bir sorun ithal etmiştir bölünmüş Kıbrıs’ı üye yaparak. O nedenle Kıbrıs’ta bu bölünmüşlüğün giderilmesi her iki tarafın eşitlik, özgürlük ve güvenlik içinde yaşayabilecekleri koşulların oluşmasında AB de yardımcı olmalıdır. Bakınız arabuluculuktan bahsetmiyorum, BM’nin oynadığı rolden bahsetmiyorum. Çünkü Kıbrıs müzakereleri BM gözetiminde yürüyecek. Bundan sonra da böyle olacak ama AB de elbette yardımcı olabilir. Onlar da taraf tutmadan, herhangi bir tarafa meyletmeden soruna objektif bir şekilde yaklaşarak yardımcı olmalıdırlar diye değerlendiriyorum.

Cumhurbaşkanı ve bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Mustafa Akıncı, “Beştepe ile ilişkileriniz ne durumda?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Olayı önce doğru bir şekilde değerlendirmek lazım. Ben halkı tarafından demokratik seçimlerle seçilmiş, KKTC’nin Cumhurbaşkanıyım. Benim Türkiye’deki yönetimlere, halkın seçtiği yönetimlere her zaman saygım olmuştur. Ben siyasette yeni bir isim değilim. 1975 yılından beri tam 45 yıldır siyasetteyim. 14 yıl Lefkoşa belediye başkanlığı yaptım. Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurucu meclisinin en genç üyesiydim. ODTÜ’nün Kıbrıslı Mezunları’nın başkanıyken, Mülkiyeliler ve İktisadi Bilimler öğrencilerinin ortaklaşa seçtiği bir genç üye olarak Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunda rol oynadım. Anayasasının hazırlanmasında emeğim var.

1976’dan 1990’a kadar tam 14 yıl Lefkoşa’da, Kıbrıs’ın başkentinde belediye başkanlığı yaptım. Belediyeler Birliği’nin kuruluşuna öncülük ettim. Türkiye’nin yerel yönetimleriyle çok sıkı diyaloglar ve işbirlikleri yaptım. Kıbrıs Türk Belediyeleri Birliği olarak Türkiye’de Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği’yle çok yakın ilişkiler kurduk. Akdeniz Belediyeler Birliği’yle çok yakın ilişkiler kurduk.

1989 yılında Sayın Murat Karayalçın’ın belediye başkanlığı döneminde Ankara ile kardeş şehir ilişkisini kuran belediye başkanı benim.

Onun dışında milletvekilliği, parti liderliği, başbakan yardımcılığı ve nihayetinde 2015 yılında bu halk beni cumhurbaşkanlığına layık gördü. Bu halkın seçtiği bir kişi olarak elbette yaşananlar hakkında bir fikrim olması çok doğaldır. Ben barıştan yana, diplomasiden yanayım, barış süreçlerinin ileriye götürülmesinden yana biri oldum; tüm siyasi yaşamım boyunca. Demokrasi dışı eylemler karşısında durdum. 15 Temmuz 2016 akşamı Türkiye’de bir askeri darbe, sivil yönetimi alaşağı etmeye yönelen bir askeri darbe olduğunda Kuzey Kıbrıs’ta ilk ses veren kişi ben oldum. Cumhurbaşkanlığı’nda arkadaşlarımla bir araya geldim, olayın niteliğini anlar anlamaz sivil yönetime destek mesajları vermek için NTV stüdyolarına bağlandım, TRT stüdyolarına bağlandım, CNN Türk stüdyolarına bağlıyken konuşmaya fırsat bulamadan askerlerin stüdyoya girdiğine tanıklık ettim. Kısaca demek istediğim; biz Türkiye demokrasisine saygılı insanlarız. O akşam Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ulaşmak mümkün olmadı, çünkü uçaktaydı. Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu’na ulaştım ve KKTC halkı ile şahsım adına sivil yönetime olan desteğimizi ilan ettim ve duyurdum.

“BENİM TÜRKİYE DÜŞMANI OLARAK TANITILMAM AKIL ALMAZ”

Şimdi böylesi bir insan Türkiye’ye Türkiye düşmanı olarak tanıtılmak isteniyor. 80 milyona… Bu akıl almaz. Ben Suriye ile ilgili olarak kan akmasın istedim, dünyanın hiçbir yerinde kan akmasın; diplomasi ile sorunlar çözülsün istedim. Suriye’deki resmi yönetim kimse, diyalog kurulmasının doğru olacağı değerlendirmesinde bulundum. Diplomasinin çalışmasından yana tavır koydum. Nitekim üç gün sonra diplomasi çarkları dönmeye başladı, ABD Başkan Yardımcısı Türkiye’ye gitti. Oradan bir sonuç çıktı, ardından Rusya ile kurulan ilişkilerden bir sonuç çıktı. Kısacası şunu söylemek istiyorum; benim herhangi bir olay hakkında değerlendirme yapmam ve barıştan, diplomasiden söz etmem tamamen yanlış yorumlanarak, sanki Türkiye’ye ‘teröristlerle masaya otur’ şeklinde bir yaklaşım sergilemişim gibi algılanıp algılatıldı. Benim böyle bir beyanım yok. Böyle bir şekilde bir davranışım söz konusu olmadı.

İngiliz gazetesi ile ilgili bahsettiğiniz konuda ise olay şudur: Soru bana Kırım’dan geldi. İngiliz gazeteci, “Rusya Kırım’ı ilhak etti. Kıbrıs’ta böyle bir şey olur mu?” diye sordu. Bu kötü bir senaryo olur dedim. İyi bir gelişme olmaz, bu Türkiye’nin de çıkarlarına aykırıdır dedim. Çünkü Kıbrıs’ın konjonktürü farklı. Yani Hatay konjonktürü yok. Şunu da söyleyeyim yeri gelmişken; benim Hatay’la ilgili olarak, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasıyla ilgili olarak en ufak bir eleştirim olmadı. Ya da rahmetli Tayfur Sökmen’in kimliğine kişiliğine dair saygıdan başka bizim duyacak bir şeyimiz yok. Böyle bir şey söz konusu bile olamaz. O dönemin konjonktürü başka. Zaten iki olay birbirine benzemiyor.

Ben sadece Kıbrıs’ın Türkiye’ye ilhakının düşünülemeyeceğini, bunun son derece yanlış olacağını, zaten Yunanistan’ın bunu yapmaya çalıştığını ve ne haller geldiğini gördüğünü söyledim. Yani Rumların öteden beri Enosis taleplerinin yol açtığı sonuçlar kendileri açısından vahimdir. Adanın bölünmesine, yarıya yakınını kaybetmelerine neden oldu Enosis talepleri. Dolayısıyla biz dünya konjonktürünü iyi okuyarak gerçekçi politikalar gütmek zorundayız. Benim bu söylemimde Türkiye’ye yönelik en küçük bir düşmanlık asla söz konusu olamaz. Böyle bir duygu hiçbir Kıbrıs Türkünde olamaz.

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA