SON DAKİKA

Yurthaber61 Trabzon ve Türkiye Haberleri
Gürsel Özgür

HEPİMİZ EKSİK KALDIK

HEPİMİZ EKSİK KALDIK
Bu haber 09 Kasım 2020 - 19:23 'de eklendi ve 216 views kez görüntülendi.
Sosyal Medya'da Paylaş

O ‘’Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır(yaşayacaktır)’’ sözünü 16 Haziran 1926 tarihinde trenle İzmir’e gideceği gün kendisine karşı düzenlenen başarısız suikast sonrası söylemişti. Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar yaşayacağına niye bu kadar derinden inanıyordu ki?

Çünkü 20 Ekim 1927’de ‘’Gençliğe Hitabe’’ ve 5 Şubat 1933’de ‘’Bursa Nutkunda’’ Cumhuriyeti gençlere emanet ederek gençliği cumhuriyetin sahibi ve bekçisi yapmıştır. Günümüzde yeni Türkiye çığırtkanları sanırım şu sözlerden bihaberler. ’Birinci vazifen Türk istiklalini, TC’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir’’ diyen Atatürk, gençlere emanet ettiği Türkiye’nin her daim yeni olduğunu, güncel yaşadığını anlatmıyor mu? Bu ‘’yeni Türkiye’’ diyenlerin esas kapalı düşünceleri ‘’Osmanlıcılık’’ yani aslında yeni derken eskiye özlemleridir. Bursa nutkunda da ‘’Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunları güçsüz düşürecek bir davranış duydu mu, elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.’’ diyerek gençliğe olan güvenini vurgulamıştır ve gençliği bu şekilde onurlandırmıştır. Gençlikte Ata’sına layık olmak için ne gerekiyorsa yapmaktadır ve yapacaktır…

Hüzün mevsiminde, çok derinden yaralandığımız, bir 10 Kasım’da yine Atamızı, 82. Ölüm yıldönümünde anacağız. Duygusal ve anlamlı bulduğumdan, hemşerimiz Sunay Akın’ın anlatımından bir aktarma yapacağım:

Atatürk’ün naaşı İstanbul’dan ayrılıyor, Ankara’ya götürülecek. İnsanlar üzüntülü, hüzün var her yerde… Karaköy’den geçerken birdenbire, ‘Çıt’ diye bir ses, Çıt! Çıt! Çıt! Aa! Gökyüzünden düğme yağdı… Atatürk’ün Bayrağa sarılı tabutuna düğme yağdı. Rengârenk düğmeler! Düğme yağıyor! Çıt! Çıt! Düğme yağıyor! Herkes yukarı bakar!

O caddedeki dükkânlarda, bürolarda Türkiye Cumhuriyeti’nin Yahudi Vatandaşları var pencerelerde… Ve ülkenin Yahudi Vatandaşları; liderlerini, bu güzel insanı kendi matem geleneklerine göre ‘’gömleklerinin ceketlerinin düğmelerini kopartarak’’ uğurluyorlar.

Nasıl bir görüntü, atların çektiği top arabasında Mustafa Kemal Atatürk’ün tabutu ve üstüne rengârenk düğmeler yağıyor, pencerede gözü yaşlı insanlar…

Gömleklerinin, ceketlerinin düğmelerini kopartarak uğurlama ne demekmiş biliyor musunuz? ‘’ Ben senden sonra eksiğim’’ demekmiş…

Hepimiz eksik kalmadık mı? Ruhu şad olsun…

İZMİR’E GEÇMİŞ OLSUN!

30 Ekim Günü İzmir’de resmi verilere göre 6,6 şiddetinde ve yaklaşık yarım dakika sallandık, sanki daha şiddetliydi ama neyse. Öyle böyle değildi, adeta beşik gibiydi…

Evde yakalandım, ablam ve eniştemle beraber, eşim de işyerinde. Masada oturuyordum, deprem oluyor dedim ve güvenli olduğunu düşündüğüm için yemek masasının altına girdik ve cenin pozisyonunda yattık.

Korkudan ziyade şaşkınlık hali hâkimdi bende, çünkü ilk defa böyle bir sallanma görüyordum. Ablam ve eniştem ise şoktaydılar.

Özellikle Bayraklı Bölgesinde yıkımlar vardı ve içler acıtan haberler geliyordu. 1980’li yıllarda o bölgede bataklık üzerine binalar yapıldığı bilinen bir gerçekti. Kanayan yara kanamaya devam ediyordu yani. Kısmi tamponlar kanamanın kısa süreli durmasını sağlarken esasen kangrenin de gelişmesine ve çözümsüzlüğe doğru gidiyordu.

Şair ve hekim Abdülhak Molla, bundan 150 yıl önce söylediği ‘’Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh’’ sözünde ne kadar haklıymış. Mustafa Kemal Atatürk’ün de 1 Mart 1922 tarihinde Meclisin açılış konuşmasında kullandığı bu çok değerli ve anlamlı sözünün yani ‘’ Şayet barış istiyorsan savaşa hazır ol’’ gereği yapılsa bunlar olur muydu?

Yani ‘’ hazır ol Afete istiyorsan sağlam çıkmak’’ dersek; deprem öncesi yapılması gerekenler acaba yapılmış mıydı? Maalesef koca bir HAYIR…

Peki, hesap sorulur mu? Umarım sorulur, yapılan veya yapılamayanların takip ve soruşturması başlatılmalı ve cezalandırılmalıdır. İsteyen, parası olan herkes Müteahhitlik gibi insan hayatına sebep olan işi yapamamalıdır. İçinde İnşaat, Elektrik, Jeoloji Mühendislerinden ve Mimarlardan yani Mektep bitiren bilim insanlarından oluşan Ekipler bu yetki ve sorumlulukta olmalıdır.

Konya’da görev yaparken durup dururken çöken 11 katlı Zümrüt Apartmanı faciasına da şahit olmuş ve emniyetinde aktif görev almıştım. Selçuklu ilçesinde yapım hatası nedeniyle 2 Şubat 2004’te, çöken Zümrüt Apartmanı 92 kişinin ölümüne 30 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Facianın mesulleri olarak sorumluluğu hukuken sabit olanlar, 2 ila 5 yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Bu ceza sakat kalanlar ve ölenlerin yakınlarının zindan olan hayatları yanında devede kulak değil mi? Sizce caydırıcı mı?

Bence, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yanı sıra Afet Bakanlığı kurulmalı ve Bilim insanlarından oluşan Bürokratları ile böyle acı olaylar yaşamamızın önlemi önceden alınmalıdır. Afet Bakanlığı, Arama-Kurtarma Timlerini de bünyesinde toplayarak kontrol, koordine ve sevk idareyi tek elden yürütmelidir.

Sorumluluk ta yetki de bu bakanlıkta olmalı. Yoksa ortada kalan yetki ve sorumluluk yerine getirilmez, net bir şekilde görev tanımıyla yani her türlü günah ve sevabıyla bu bakanlık hesap vermelidir. Her türlü inşaat yapımı da bu bakanlığın kontrol ve sorumluluğuna bırakılmalıdır, zira Belediyelerin bu anlamda yetkin ve yeterli elemanları yoktur.

Geçmiş olsun İzmir, yaralarını sarmak için örnek bir yardımlaşma örneği gösterdin, evlerini açanlar, otellerini açanlar, çorba dağıtanlar, lokantalarını açanlar, servis araçlarını tahsis edenler, battaniye ve diğer yardım malzemelerini taşıyanlar unuttuğumuz insanlığı hatırlattı.

Dilerim İzmir Depremi Milat olur, unutulmaz, ders alınır ve önlem alınmaya başlar.

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA